Bölüm 1: Banyonun Karanlığı
Kapıyı arkamdan kilitledim. Metal dilin yuvasına oturduğunu duydum, o minik tık sesi bile koridora yayılacakmış gibi geldi kulağıma. Kalbim göğüs kafesime vuruyor, her atışta kan kulaklarıma doluyordu.
Esra hâlâ olduğu yerde duruyordu. Çıplak, eli boşta, gözleri iri iri açılmış bir halde bana bakıyordu. Sokak lambasının loş ışığı tenine vuruyor, karanlıkta beyaz bir hayalet gibi parlamasına neden oluyordu. Yerdeki külotu ve atleti hâlâ duruyordu, ikisini de o loşlukta seçebiliyordum.
Ona doğru bir adım attım. Fayans soğuktu ayaklarımın altında, terden kayganlaşmıştı sanki.
"Ne yapıyorsun burada?" diye fısıldadım.
Esra'nın ağzı açılıp kapandı. "Şeyy... ben... ee..." Kekeleyişi o kadar çaresizceydi ki, kelimeler boğazında takılıp kalıyor, ağzından ancak bu kesik kesik sesler çıkıyordu. "Ben sadece... tuvalete geldim, uykum vardı, ışığı açmadım çünkü..."
Yalan söylüyordu. Tuvalete gelen biri külotunu çıkarıp klozete oturur, orada kendini tatmin etmezdi. Ama şu an bunu tartışmanın sırası değildi.
Elimi beline koydum. Teni sıcaktı, ürpermiş gibi titriyordu. O kadar gençti ki, o kadar toydu ki... Karımın kız kardeşiydi o, Remziye'nin kız kardeşiydi, ama şu an karşımda duran şey sadece çıplak, korkmuş bir kızdı. Birkaç saat önce gönderdiği o e-postalardaki cesur kız değildi bu. O e-postalarda ne yapacağını bilen, istekli, arzulu bir kadın gibi yazıyordu. Ama şimdi karşımda durup titreyen, kekeleyen, gözlerine korku yerleşmiş bir çocuk vardı.
Elini belimden çekmedim. Esra'nın çenesini tutup yukarı kaldırdım, gözlerinin içine bakmam için başını kaldırması gerekti. Gözleri yaşlıydı, alt dudağı titriyordu. Ama aynı zamanda içinde başka bir şey de vardı. Merak. Beklenti. Belki de o e-postalarda yazan şeyleri yapmak için sabırsızlanan bir kızın bakışlarıydı bunlar.
"Şimdi beni dinleyeceksin" dedim, sesimi olabildiğince alçak ve tehditkâr çıkararak. "Tek kelime etme."
Esra'nın gözleri büyüdü. Korkuyla değildi bu, daha çok bir uyarı almış bir hayvanın irkilmesi gibiydi. Başını salladı, anladığını göstermek istercesine.
"Eğer bağırırsan, eğer tek bir ses çıkarırsan, kapıyı açıp karımı çağırırım" dedim. "O da seni burada, çırılçıplak, kendi ellerinle tatmin olurken bulur. Ne dersin, hoşuna gider mi?"
Esra'nın boğazından yutkunma sesi geldi. Başını tekrar salladı, bu sefer daha hızlıydı.
Elimi çenesinden çektim. Parmak uçlarımda hâlâ ıslaklığı vardı, terden mi yoksa gözyaşından mı emin değildim. Bir adım geri çekildim, aramıza biraz mesafe koydum. Sonra elimi belimdeki şortun bel kısmına götürdüm, düğmeyi çözdüm, fermuarı indirdim. Külotumun lastiğini tutup aşağı çektim.
Pantolonum ve külotum ayak bileklerimde toplandı. Yarağım inikti, ama onu Esra'nın yüzüne yaklaştırdığımda gözleri onu buldu. Karanlıkta bile seçebiliyordu sanırım, gözleri o kadar büyümüştü ki.
Esra geri çekilmeye çalıştı. Bir adım attı geriye, sonra bir adım daha. Ama klozet arkadaydı, kaçacak yeri yoktu. Duvara yaslandı, elleri arkada, gözleri hâlâ yarağımda.
"Hayır, ben..." diye fısıldadı. "Ben yapamam, şey, ben daha önce hiç..."
Saçlarından tuttum. Parmaklarım ince, kumral saçlarının arasına girdi, avucumun içinde topladım ve onu dizlerinin üzerine çökerttirdim. Direniş göstermedi. Daha doğrusu, direniş gösterecek gücü bulamadı kendinde. Dizleri sert fayansa değdiğinde hafifçe irkildi, ama başka bir şey yapmadı.
Önünde duruyordum. Bacaklarımın arasında, diz çökmüş, çıplak bir halde. Yarağım hâlâ inikti, ama onun bu halde olması, bu pozisyonda olması... Bir anda kanın damarlarımda daha hızlı dolaşmaya başladığını hissettim. O e-postaları yazan kızın şimdi karşımda diz çökmesi... İçimde bir şey kıpırdadı.
Esra tereddütle elini uzattı. Parmak uçları yarağıma değdi, sonra aniden geri çekildi, sanki yanmış gibi. Başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde korku hâlâ vardı, ama artık başka bir şey de karışıyordu içine. Bir kararsızlık, bir istek.
"Doğru yap" dedim. "Isırırsan... Isırırsan karımı uyandırırım ve senin burada olduğunu söylerim. Ona her şeyi anlatırım. E-postaları da gösteririm, hepsini."
Esra'nın elleri titriyordu. İki eliyle birden yarağımı kavradı, sanki tuttuğu şey bir canlıymış gibi nazikti. Parmakları soğuktu, avuçları nemliydi. Yarağım hâlâ tam olarak sertleşmemişti, ama onun ellerinde büyümeye başlamıştı bile.
"Böyle mi?" diye fısıldadı Esra, yarağımı yukarı aşağı hareket ettirerek. Hareketleri acemiceydi, ne yaptığını bilmiyordu. "Şey, ben, porno izlerdim de... Öyle yapıyorlardı."
Başını salladım. "Öyle, aynen öyle. Yavaşça, nazikçe."
Esra'nın elleri yarağımı kavramaya devam ediyordu, titreme azalmıştı biraz. Karanlıkta yüzünü seçebiliyordum, dudakları aralanmış, nefes alıp verişi hızlanmıştı. Bembeyaz yanaklarında hafif bir kırmızılık vardı. Gözleri yarağımdan ayrılmıyordu, onu inceliyor, ölçüyor, tartıyordu sanki.
"Şeyi... ağzıma almamı ister misin?" dedi, sesi o kadar kısıktı ki duymakta zorlandım.
"İsterim" dedim. "Ama önce onu biraz daha tanı. Nasıl tutulduğunu öğren."
Esra başını salladı, iki eliyle yarağımı kavramaya devam etti. Parmakları hâlâ titriyordu, ama artık o titreme korkudan değildi. Beklentiden, heyecandan, o anın gerçekten yaşanacağına inanmaya başlamanın verdiği o garip duygudandı.
Koridordan gelen bir gıcırtı sesiyle ikimiz de donakaldık. Esra'nın elleri yarağımın üzerinde kilitlendi, gözleri büyüdü, nefesini tuttu. Ben de aynı şekilde... O gıcırtı, koridordaki ahşap parkenin birinin ağırlığıyla çıkardığı sestı.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sesi duyabileceğini düşündüm bir an.
Koridordan gelen gıcırtı bir süre daha devam etti, sonra kesildi. İkimiz de nefesimizi tutmuş, karanlıkta birbirimize kenetlenmiş halde bekledik. Esra'nın elleri hâlâ yarağımın üzerindeydi, parmakları o kadar sıkıydı ki sanki bir can simidine tutunuyordu. Ayak sesleri uzaklaşıyordu, her adımda ses daha da hafifliyordu. Sonunda tamamen kesildi.
"Geçti" diye fısıldadım. "Sadece evdeki eski parkeler işte, geceleri hep böyle gıcırdarlar."
Esra derin bir nefes aldı, omuzları düştü. Elleri gevşedi, ama yarağımı bırakmadı. Başını kaldırıp bana baktı. Loş ışıkta gözlerindeki korku yerini başka bir şeye bırakmıştı. O e-postalarda yazan kızın bakışlarıydı bu, resimlerini gönderen kızınki. Sanki o korku anı, içindeki bir şeyi tetiklemişti.
"Devam edelim mi?" diye sordu, sesi hâlâ kısıktı ama içinde bir kararlılık vardı.
Başımı salladım. "Ağzına al. Yavaşça."
Esra başını eğdi. Ağzını açtı, yarağımın başını dudaklarının arasına aldı. Ama daha ilk temasta dişleri değdi, keskin bir acı yarağımın ucunu sızlattı.
"Dikkat et" dedim, elimi çenesine götürüp hafifçe bastırırken. "Rahat ol. Dişlerini kullanma, dudaklarını kapat dişlerinin üzerine. Böyle."
Esra dudaklarını dişlerinin üzerine kapattı, tekrar denedi. Bu sefer daha iyiydi, ıslak dudakları yarağımın başını sardı. Ama yine de aceleciydi, ne yaptığını bilmiyordu, başını çok hızlı hareket ettiriyordu.
"Yavaş" dedim, elini başının arkasına koyup onu yönlendirerek. "Önce sadece başını al. Sonra yavaşça daha derine. Acele etme."
Esra başını salladı, elimi başından çektim. Ağzının içinde yarağımın başı vardı, diliyle onu yokluyor, tadına bakıyordu. Gözlerini kapatmıştı, sanki konsantre olmak istiyordu. Bir süre öylece kaldı, yarağımın başını ağzında tutarak. Sonra başını hafifçe öne doğru hareket ettirdi, daha derine almaya çalıştı.
Ellerim iki yanında duruyordu, izliyordum. Esra'nın acemiliği... O kadar masumane bir çabaydı ki bu, beni daha da çok azdırıyordu. O e-postaları yazan, götten sikişebileceğini söyleyen, resimlerini gönderen kız değildi şu an karşımda duran. Bu, daha önce hiçbir şey yaşamamış, ne yapacağını bilmeyen, ama yine de deneyen bir kızdı.
"İyi" diye fısıldadım. "Aynen böyle. Şimdi başını hafifçe ileri geri oynat."
Esra denedi. Başını öne doğru itti, yarağım biraz daha ağzına girdi. Geri çekti, tekrar ileri. İki kez, üç kez. Her seferinde biraz daha cesaretleniyor, biraz daha derine alıyordu. Boğazından ufak sesler çıkıyordu, nefes almakta zorlanıyordu ama durmuyordu.
Sonunda yeterince denediğini düşündüm. Ellerimi iki yanından başını kavradım, parmaklarım kulaklarının arkasına yerleşti. Esra irkildi önce, ama direnmedi. Başını hafifçe yukarı kaldırdım, gözlerinin içine baktım. Onay bekliyordu, sanki "devam edebilir miyim?" der gibi.
"Şimdi ben yönlendireceğim" dedim. "Sen sadece rahat ol. Nefes al. Dişlerini kapatma, gevşet çeneni."
Esra başını salladı, gözlerini kapattı. Ellerimi başının iki yanında tuttum, yavaşça onu ileri doğru ittim. Yarağım ağzının içine girdi, dudakları gerildi. Biraz daha ileri, biraz daha derin. Esra'nın boğazından boğuk bir ses çıktı, ama durmadım. Geri çektim, tekrar ileri ittim.
Ritim tutmaya başlamıştı. İleri, geri. İleri, geri. Her harekette yarağım biraz daha sertleşiyor, biraz daha büyüyordu. Esra'nın ellerini kalçalarıma koyduğunu hissettim, kendini dengelemek için tutunuyordu. Ağzından gelen boğuk sesler, "ığmm, oğmm" gibi ufak iniltiler, odayı dolduruyordu.
Zevk içimi doldurmaya başlamıştı. Yarağımın her santimi onun ağzının sıcaklığını hissediyor, dudaklarının her hareketi omurgamdan aşağı bir elektrik akımı gibi iniyordu. Esra yavaş yavaş öğreniyordu, birkaç dakika önce ne yapacağını bilmeyen kız şimdi başını ritmik hareketlerle oynatıyor, yarağımı her seferinde biraz daha derine alıyordu.
"İşte böyle" diye inledim, sesim istemsizce yükseldi. "Aynen böyle, güzel kız."
O an kapının dışından gelen bir sesle her şey durdu.
Ayak sesleri. Koridorda, banyoya doğru yaklaşan, terliklerin fayansa vuruşu gibi hafif ama net ayak sesleri. Duraksıyor, her adımda bir an bekliyor, sonra tekrar ilerliyordu.
Kan dondu damarlarımda. Ellerim Esra'nın başında kilitlendi, onu durdurdum. Yarağımı ağzından çektim, dudaklarından bir şapırtı sesi çıktı. Esra'nın gözleri korkuyla açıldı, nefesini tuttu.
"Sus" diye fısıldadım, elimi dudaklarına götürüp bastırarak. "Sakın ses çıkarma. Sakın."
Ayak sesleri yaklaşıyordu. Kapının önünde durdu. Kapı kolunun hareket ettiğini duydum, ama kilitli olduğu için açılmadı. Bir an sessizlik oldu. Sonra bir ses, uykulu bir ses:
"Sevgilim? İyi misin?"
Karım. Kapının öbür tarafında, uykusunun arasında, beni merak edip kalkmıştı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğsümden çıkacak sandım. Esra'ya baktım, o da bana bakıyordu, gözleri iri ve korku dolu.
Panikle etrafıma bakındım. Duş teknesi. Perdesi çekilmemişti, ama karanlıkta fark edilmezdi. Esra'yı kolundan tutup kaldırdım, onu küvetin içine soktum. Çıplak vücudu soğuk seramiğe değdiğinde hafifçe titredi, ama sesini çıkarmadı.
"Kıpırdama" diye fısıldadım, eğilip yüzüne yaklaşarak. "Ne olursa olsun, kıpırdama."
Esra başını salladı, ellerini dizlerine sardı, küvetin içinde büzüldü. Karanlıkta neredeyse görünmezdi, beyaz teni gölgelerde kayboluyordu.
Külotumu hızla yukarı çektim, pantolonumu belime topladım. Fermuarı çekmeye çalıştım ama ellerim titriyordu, iki kez denedim, üçüncüde tuttu. Tişörtümü düzelttim, terden sırılsıklam olmuştu, yapışıyordu tenime.
Kapı kolunun tekrar hareket ettiğini duydum. Karım, kapının kilidini zorluyor, yarı uykulu bir halde içeri girmeye çalışıyordu.
"Sevgilim?" dedi tekrar, bu sefer sesi biraz daha endişeliydi. "Kilitledin mi kapıyı? İyi misin?"
Derin bir nefes aldım. Boğazım kuruydu, sesim çıkmayacak gibiydi. Yutkundum, kapıya doğru bir adım attım. Esra'ya son bir kez baktım, küvetin içinde büzülmüş, gözleri kocaman, dudaklarını ısırıyordu. Ona "kıpırdama" der gibi başımı salladım.
Sonra kapıyı açtım.
Kapıyı açtım. Karım eşikte duruyordu, gözleri uykulu, saçları dağınık, geceliğinin omzu kaymıştı. Işığı arkamdan gelmiyordu, koridorun loşluğunda yüzünü seçebiliyordum ama ifadesini okuyamıyordum.
"Sen iyi misin?" dedi, sesi endişeliydi. "Bir ses duydum da."
Gülümsemeye çalıştım. Dudaklarım gerildi, ama ne kadar doğal durduğundan emin değildim. "İyi, sadece işiyordum. Tuvalet işte."
Geveleyerek söylemiştim, kelimeler ağzımda birbirine karışmıştı. Karım başını hafifçe yana eğdi, beni süzüyor gibiydi.
"Neden kapıyı kilitledin ki?"
"Bilmiyorum" dedim, omuz silkerek. "Alışkanlık işte. Yorgunum, kafam karışık."
Karım bir adım attı içeri. Gözleri karanlık banyoda gezindi, sonra ışık düğmesine uzandı eli.
"Lamba bozuk" dedim hızla, elimi uzatıp bileğini yakaladım. "Yok, yok, lamba bozuk, ben hallederim. Sabah bakarım."
Karım elimi bileğinde hissetti, bir an duraksadı. Gözleri bana döndü, kaşları çatıldı.
"Lamba mı bozuk? Dün akşam çalışıyordu."
"Sonradan bozuldu işte" dedim, elimi bileğinden çekerek. "Ne bileyim, elektriklerle ilgili bir şeyler. Sen yat, ben hallederim."
Karım başını salladı, ama gözlerindeki o şüphe ifadesi kaybolmuyordu. Bir kez daha banyoya baktı, sonra bana. "İyi, madem öyle... Ben yatıyorum o zaman."
"İyi geceler" dedim, sesimi olabildiğince doğal çıkarmaya çalışarak.
Karım koridora döndü, terlikleri fayansa vurarak uzaklaştı. Her adımda yüreğimdeki o ağırlık hafifliyordu. Yatak odasının kapısına ulaştı, açtı, içeri girdi. Kapı kapandı.
Nefesimi bıraktım. Ciğerlerimdeki hava bir anda boşaldı, dizlerimin bağı çözülür gibi oldu. Kapıyı yarı kapattım, arkamı döndüm.
Küvete baktım. Esra hâlâ oradaydı, büzülmüş, çıplak, dizlerini göğsüne çekmiş bir halde. Ama artık korkmuş görünmüyordu. Dudaklarını yaladı, gözlerinde o sinsi parıltı belirdi. Gülümsüyordu.
"Çok yakındı" dedi, fısıltıyla. "Ablam neredeyse bizi görecekti."
"Ama görmedi."
Esra'nın gülümsemesi büyüdü. Küvetten doğruldu, çıplak vücuduyla bir adım dışarı attı. Bana yaklaştı, o kadar yakınlaştı ki teninin sıcaklığını hissedebiliyordum.
"Daha önce böyle bir heyecan yaşamadım" dedi, sesi hâlâ fısıltıydı. "Kalbim hâlâ deli gibi atıyor. Bak."
Elimi tutup göğsüne götürdü. Kalbi gerçekten de hızlı atıyordu, parmak uçlarımın altında deli gibi çarpıyordu.
"Seninki de öyle" dedi, elini göğsüme koyarak.
Bir an öylece durduk. Karanlık banyoda, ikimiz de çıplak, ikimiz de titriyorduk. Esra'nın gözleri yarağıma kaydı, hâlâ kalkık olduğunu gördü. Dudaklarını yaladı.
"Devam edelim mi?" diye sordu.
Ona bakıyordum. Az önceki korku, o kapı açılma anı... İçimde bir şeyler kıpırdadı. Bu oyunun henüz bitmediğini biliyordum. Daha yeni başlamıştı.
Comments (0)
No comments yet. Be the first to share your thoughts!